Ana sayfa / Belge ve harita indeksi

Kızılcahamam bölgesinde kullanılan deyimler

Ağız aramak: Birinin niyetini konuşarak öğrenmeye çalışmak.       

Ağız eğmek:   Birine mihnet etmek, ezilip  büzülerek rica etmek

Ağız kokusu dinlemek: Alacaklı birinin başa kakması ile üzülmek. Yersiz  isteklere katlanmak.

Ağız mezelemek: Birinin konuşması ile alay etmek.

Ağzını kiraya vermek: Fazla konuşmama hali.            

Ağzının kırımı: Söylenmek istenen asıl şey, niyet.

Akıllı yanmak: Bir felaket durumunda aklını kaybetmeden üzülmek.            

Allah Allah ile tay öğretmek: Zorluk içinde bir işi yapmaya çalışmak.

Ardından taş atsan yetişmez: Çok hızlı koşmak, kaçmak.

Arka pazarı : Gıyabında.              

Ateş almaya gelmek: Geldiği yerde fazla kalmak istememek.   

Atta alın yiğitte burun : Burnu büyükler için teselli edici söz.    

Ayağı yanık kedi: Çok sokak gezen.

Ayakkabısı (bir yerde) kalakalmak: Beklenilen yere fazla gelmeyen için kullanılır.        

Aza vermek: Başsağlığı dilemek.

Bağ elması: Evin oğlunun çocuğu.

Baş-göz etmek : Çoluk çocuğu evlendirmek.    

Başı bozulmak: Eşi ölerek veya boşanarak  dul kalmak.

Başı göğe değmek : Çok istediği bir şeye sonunda sahip olan için kullanılır.

Başını bağlamak: Evlendirmek.                

Bohçayı atmak: Nişanı bozmak.

Canı burnunun ucunda :Çok sıkıntıda.

Canını iliğini kurutmak: Çok aşırı üzmek.

Cıngıbatlık çıkarmak: Razı olmayarak itiraz etmek. Oyunbozanlık etmek.         

Cıtlık sakızı gibi: Yapışkan.                

Ciğeri arkasına yapışmak: Birinin sıkıntıdan çok canı yanmak.

Cin atına binmek: Aniden aşırı sinirlenmek.

Çala çala bir havaya dönmek: İşlerin zamanla düzelmesi.                  

Çam dibinde büyümek: Kaba, anlayış ve izandan yoksun. Magandalık.

Çaplı çengelli: Sitemli, kerçli ve dokundurarak konuşma.

Çaya konmak: Dereye çamaşır yıkamaya gitmek.

Çeltik otu ateşlemiş gibi: Sıgara içilen yerde çok fazla duman olması.     

Çingene çalar, kürt oynar : Bir yerdeki düzensizlik, kargaşa, karışıklık.

Çöğ çöğ durmak (Tay tay durmak) : Yürümeye başlayan  çocuğun ayakta durmaya çalışması

Çukurcalı’ nın tekne keseri: Hep kendi çıkarını düşünen.

Dağ elması: Evden gelin olup giden kız evladın çocuğu.

Değirmende yattığına saymak: Bir yerde gönülsüz kalmak, eğlenmek.

Deli kızın çaydan geçtiği gibi: Düzensiz, karışık, sallapati iş tutmak.

Deli kızın derdi başka: Gündem dışı konuşmak veya iş görmek.                      

Dene şekeri: Kolay iş, zorluk çıkarmayan kişi.       

Dirsek çürütmek: Özellikle eğitim görmekle ilgili emek çekmek.  

Dokuz Çarşamba bir arada: Bütün zorlukların bir araya gelmesi.

Dokuz okkalık ağartma tokmağı gibi  : Çok ağır söz ve davranış.

Domuzun yattığı yeri bilmek: Uyanıklık, sinsilik, hinoğlu hinlik.  

Dıraca dıraç (Dirence direnç) gelme: Farklı seviyedeki kişiler arasında olan çirkin tartışma.

Ekmeğini eline almak: Düzenli bir iş sahibi olmak.

Ele karışmak: Çocukların evlilikleri sırasında dünürlerle kurulan ilişki.

Eli (bir işte ) kalakalmak: Eli bir işe yakışmamak, yatkın olmamak.

Elinin gözü olmak: Oyunda beklenilen kâğıt veya taşın önceki oyuncu tarafından atılması.

Elleri yanına gelmek: Bir zorluk karşısında çaresiz kalmak.

Essaha binmek: Bir işin gerçekleşmeye başlaması, şakanın gerçeğe dönmesi.  

Etten önce çömleğe girmek: Sabırsızlık.

Ev görmek: Yeni alınan bir evi ziyarete gidip kutlamak.

Ev köy olmak: Evlenip hayata karışmak.

Fırsat yasırı: Fırsat düşkünü                

Gavurun alabacağı: Uyanık, düzenbaz  kişi.

Gıcırdamaz kağnı: Ağır hareket eden, çabuk olmayan.

Göğe merdiven kurmak: Olmayacak şeyler istemek için yapılan işler.

Göz güheri: El işi için göz ve el emeği çekmek.

Göz kararı: Gerekli miktarı bakarak bilmek, almak.

Göz veremi: Çaresiz hastalık ile yatana bakanın üzüntülü hali.

Göz yaylımını almak: Bir güzelliği seyretmek. 

Gözü vel fecr okumak : Gözün, asıl ilgi alanı dışında da başka şeylerle meşgul olması durumu. 

Gözüne bakmak: Birini aşırı korumak, sakınma, üstüne titremek.

Gücünü üzmek: Üzüntü vermek.

Gümüşün kırığı gibi oturmak: Hiçbir işe yaramadan tembelce oturmak.           

Hak etmek: Biri ile başa çıkmak, dövmek, yenmek, alt etmek.               

Hak olmamak : Bir kimseyi  herhangi bir konuda ikna edememek.

Heryer heryerde: Her şeyin birbirine karışması.

Hora geçer : İşe yarar.

İbrik (Testi) gibi oturmak: Çaresiz ve  bir yerde oturup kalmak.

İçten pazarlıklı: Kişinin işine gelmediği zaman gerçek niyetini saklaması.              

İğdir güveyi gibi kırıtmak: Düzgün kıyafeti ile çalışmadan durmak, gezmek.

İki elim on parmağım yakanda: Hakkını helal etmemek.                    

İnce iğnenin gözünden Hindistan’ ı seyretmek: Gözünden bir şey kaçmamak. Olayları  detayları ile dikkatli incelemek.                                                                   

İşi kül: Hali ve sonu iyi değil, umutsuz, ölümcül.

İyi yere dükkan açmak:  İşlerin olumsuz, başarısız gitmesi, kazanamamak.

Keyif benim köy Mehmet ağanın: Varlıkta gözü olmayıp, miskin ve tembel olma hali.

Kabımızda kaynamaz: Yüz kızartıcı  alışkanlıklara sahip olmadığını belirtmek.     

Kabuğa kıstırmamak: Adam yerine koymamak                                   

Kabuksuz yumurtlamak: Heyecanlı ve sıkıntıdan  vakit geçirememek.

Kalkamadığından oturmak: Uzun zaman sonra çocuğun birden yürümeye başlaması.

Kara fiğ çiçi gibi: Kapkara, esmer.      

Karada ölüm yok: İşlerin yoluna girmesi hali.   

Karda izini belli etmemek: Sinsi, içten pazarlıklı.     

Karnı arkasına geçmek: Çok zayıf veya aşırı acıkma hali.        

Kız evi naz evi: Dünürlükte kızı alırken bir çok defa gidip gelmek.

Kocası olmak: Arkadaş, yanından hiç ayrılmayan.                    

Kösüreye tutmak: Birini zor bir işe görevlendirmek. İkiyüzlülük.

Kös yaylaya göndermek: Sevilen birine şaka ile eziyet edilmesi.

Kötü köy bellemek: Birini devamlı azarlayıp durmak.    

Kudurup kuyruğunu eline almak: Anormal derecede yaramazlık ile çevreyi rahatsız etmek.

Kulak asmamak: Kendisine söylenenleri, önemsememek.      

Kuyruğu tava sapı gibi olmak: Açık farklı yenilip suspus olmak.

Kütlük çökmek: Birden uykusu gelip uyuklamak.                      

Kütü otururken bilmek: Gözünden bir şey kaçmamak.      

Kütüğü dibinde büyümek: Ufku,anlayışı az  olmak. Kimseye faydası olmamak.

Mevlam kakacı: Çok aşırı zayıf.

Meymana mesmana: Hiçbir şeye aldırış etmeden, kendi halinde.

Mürekkep yalamış: Kültürlü, bilgili.    

Oğlak bacağı gibi: Uzun filtreli sıgara için kullanılır.    

Oğlan içinde kız eşek: Kızların içinde bulunan erkek çocuk için söylenir.

Oldu olacak kırıldı nacak : Sonuç ne olursa olsun katlanmaya razı olmak.       

Oyulmadık kabağın içinden çıkmak: Umulmadık yerde bulunan kimse.

Pılıyı pırtıyı toplamak: Gitmek üzere eşyaları toplamak.

Sabahı darın etmek: Sıkıntıdan zor vakit geçirmek.

Samırsağı sirkeyi hesaplamak: Bir işteki her türlü risk ve masrafı aşırı düşünmek.

Sel getirmiş gibi: Bir yerde oturup kalmak, kalkamamak.                     

Sel önünden kütük kapmak: Bir şeye acele ile sahip olmaya çalışmak.   

Somun kağnısı: Gök gürültüsü.

Sövülmedik yeri sırtında kalmak: Çok hakarete ve küfüre maruz kalmak.

Söz kesen : Yemek sonunda gelen tatlı.

Sözümüz sağlığa: Yapılacak bir iş için sağlıklı olma şartı.

Süt dökülse yalanır olmak: Bir yerin veya evin tertemiz olması.  

Şeytan şeplemesi: Yüzünde veya bedeninde fiziksel görünüm itibarıyla tuhaflık olan kimse.

Tebelleş Olmak: Birinin başından ayrılmamak, dadanmak, ona musallat olmak   

Tekne kazıntısı: Ailenin son çocuğu, son beşik.        

Toncunu oynatmamak: Söyleneni yapmayan, tepki vermeyen, hareket etmeyen.

Tozut da dayın görsün: İsteği yerine getirilen çocuğa, artık gitmesi için söylenir.

Üzük belli tazı: Aşırı zayıf kimse.

Yağı ile yaza çıkmak: Sağlıklı, diri bir vücuda sahip olmak.                              

Yere bakan yürek yakan: Ne düşündüğü belli olmayan.

Yere göğe sığmamak: Sevinçten ve sıkıntıdan yerinde duramamak.

Yıkık değirmende kırk gün eğlenmek: Bir yerde gereğinden fazla durmak.    

Yüz göz olmak: İlişkilerde resmiyetin, ciddiyetin kaybolması, aşırı samimiyet.         

Yüze durmak: Birinin sözüne sertçe karşılık vermek.

Yüze piyaz: Birinin yüzüne iyiliklerini anlatırken söylenir.           

Yüzlü çıkmak: Pişkinlik