Ana sayfa

Bunları biliyor muydunuz ?

Soğuksu yolu

İlçemizde meskenleşmede 1980 adeta miladdır.  Bu tarihten önce kendine özgü mesken yapısını büyük ölçüde muhafaza eden Kızılcahamam, bu tarihten sonra esen müteahhitlik furyasından nasibini almaya başlar ve aynı anda bir yozlaşma süreci de başlamış olur.

Genelde iki katlı olan evlerde bütünüyle bir aile kalır, ilçedeki memur ve evi olmayanlar da bu evlerin alt katlarında ikamet ederlerdi. Bu bağlamda sosyal ilişkiler de o derece ileridir ki, komşuluk o derece ileridir ki, teknolojinin bu günkü kadar ileri olmadığı o dönemde insanlar birbirlerine daha sıkı bağlı idi.

İyi ve kötü günde her an birbirlerinin yanında ve güzel bir dayanışma yaşanırdı.

İlçemizi Soğuksu Milli Parkı’ na bağlayan ana caddemizin, kaplıcadan sonraki bölümü de çok mutena bir bölüm idi. Buradaki evlerin önemli bir kısmı yaz aylarında pansiyon olarak kullanılırdı. İki katlı ve geniş bir bahçe içerisindeki evler sanki birer sayfiye görünümünde idiler. Bahçede meyve ağaçları, ahşap çardaklar, tulumbalı su kuyuları ve bir kısmının arka tarafında, beslenen evcil hayvanlara ait barınaklar olurdu.

İlk baharda gayet güzel bir bakım ile adeta bir çiçek cümbüşüne dönüşen bahçelerin seyrine doyum olmaz. Caddenin sol tarafı ise tamamen boş idi ve tepeye sıfır noktasında idi. Sağ tarafdaki evler tamamen çamlığa nazır idi.

1983 de görevli olduğum yurt dışından izinli olarak ilçeme gelip Soğuksu Milli parkına giderken caddenin her iki tarafında devasa binalar dikildiğini, çamlık manzarası ve güzelim bahçelerin kaybolduğunu görünce içim sızladı.

Bu gün bu ana cadde, ilçenin ana damarı olmasına karşılık gerek görünüm ve gerekse yaşayanların kültürel kesitleri ele alındığında oldukça düşündürücü manzaralar ortaya çıkıyor.

İlk cezaevi

İlçe merkezinin Pazar’ dan Kızılcahamam’ a taşınmasından sonra Ziraat Bankasının arkasındaki iki katlı konak bir süre (1945 e kadar) cezaevi olarak (Şehit Mehmet Erdem Caddesinin önceki ismi Sanayi Caddesi, ondan önceki de Cezaevi Caddesidir.) İlçe bölük komutanlığı ise, şimdiki İş bankasının olduğu yerdedir.1 1945 yılında Cezaevi ilçe içinde Şoförler odasının karşısındaki yerine taşınır. Bu bina o tarihe kadar çocuk ıslah evi olarak kullanılmış. 2 Ülkenin farklı yerlerinden getirilen sabıkalı çocuklar burada hem cezalarını çekerler, hem de kendilerine burada inşaat, marangozluk, demircilik, dokuma gibi meslekler öğretilirmiş. 

1-Abidin Erşahin 1924 emekli işçi Taşlıca

2-Arif Taşkın Merhum emekli belediye tahsildarı 1922-2006

Dilek Tepesi

Balkan Savaşı’ nın hemen ardından 1. Dünya Savaşı başlayıp, Osmanlı Devleti de savaşa girince genel seferberlik ilân edilir. Halkın seferberliğe tam katılımını sağlamak için devlet din adamları ve eşraftan yardım istemiştir.  

Bu amaçla bölge ulemasından Çamlıdere’ li Şeyh Mehmet Efendi de (Çakır Hoca) 1914 de o zaman henüz ilçe merkezimiz olan Şorba’ ya giderken yanındakilerle Kızılcahamam’ a uğrayıp etrafa hakim Dilek Tepesi’ nde namaz kılar. Bu sırada burada şehit mezarı  olduğu ve dolayısıyla mübarek bir yer olduğu kanaatine varır. Bundan sonra bu tepe ziyaret yeri olarak görülür. Bundan sonra da askere gidenler buradan dualarla uğurlanmaya başlanır. 

Sonraki yıllarda burayı satın alan bir doktor  delilik alâmetleri gösterip gitmiş. Ondan sonra da burayı alan bir icra memuru ise cinnet getirerek karısını vurmuş. Buna sebep olarak rüyasında bu tepede iki şehit mezarını gördükleri anlatılıyor. * 

Dilek tepesindeki birkaç çam ağacı, burayı ziyaret eden dilek sahipleri tarafından kutsal kabul edilip, dallarına bez, ip vs. şeyler bağlanmaktadır.

* Mehmet Mandal Emekli imam 1934 Çamlıdere

Keltepe

Bu gün hastanemizin üzerinde bulunduğu yerin adı Keltepe’ dir. Üst kısmında çok seyrek ağaç olduğu için bu isimle anılmış. Hastane yapılmadan önce çocuk iken buraya bir iki defa çıktığımı hatırlıyorum.

İlçemizin 1934 yılındaki halini gösteren fotoğraf da merhum Kemal Engürel tarafından bu tepeden çekilmiş.

Akdoğanlı hayırsever hemşehrimiz merhum Ahmet Öztekin buraya hastane yaptırmaya karar verince o günün şartları içinde tepedeki kayalıklar dinamitlerle parçalandı. Kompresör ve hilti gibi aletler de mevcut olmadığı için uzun kalın demirlerle oyulan deliklere dinamitler yerleştirilip ateşlenirdi ve biz kayaların parçalanıp yere yağmur gibi düştüğünü, şimdiki belediye binasının olduğu yerden seyrederdik.

Hastanemiz  1966 yılında hizmete açıldı. Emeği ve hizmeti geçenlerden Allah razı olsun.

 

İlk okulumuz

İlçemizde ilk okul binası, yaşlılarımızın ifadelerine göre, Büyük Kaplıca binasının yanında imiş. Büyük kaplıcanın 1940 tan sonra yapıldığını hesaba katarsak, kaplıca binasının yerinde inşa edilmiş olması kuvvetle muhtemel. Ne yazık ki, ilçemizin bu ilk eğitim kurumu hakkında yeterli bilgiye ulaşmamız mümkün değil. Sadece, 1930 yılında açılan ve şimdiki Endüstri Meslek lisesinin olduğu yerdeki yatılı ilk okuldan önce hizmet verdiğini biliyoruz.

Merhum Arif Taşkın (İsmetpaşa 1922 doğumlu)  Kaplıca yanındaki bu ilkokulda tahsil gördüğünü ifade etmişti. Yuvarlak bir tahmin yaparsak bu ilkokulun, ilçe merkezinin Pazar’ dan Kızılcahamam’ a taşındığı 1915 yılı veya bundan bir iki sene sonra yapılmış olabileceğini söyleyebiliriz.

Çam oteli  01.09.2009

Kızılcahamam’da ilk modern tesis olarak 1954 de yapımına başlanıp 1958 de hizmete açılmıştır. Temel atma törenine zamanın D.P.’li Çalışma  Bakanı Mümtaz Tarhan’ın katıldığı tesis önceleri, ilçemizin ormanlık ve temiz havasından dolayı isabetli bir kararla sanatoryum olarak düşünülmüş iken zamanla  vazgeçilmiş. 1 İlçe merkezine yaya olarak 20 dakika mesafede ve Soğuksu Millî Parkı’nda çamlık bir alanda bulunan Çam Otel, önceleri Oleyis-İş  sonra da Ges-İş sendikası tarafından, sonraları ise Özel İdare-Belediye ortaklığı ile çalıştırıldı.       

Mülkiyeti Orman Genel Müdürlüğü’ ne ait otel 1954 de 49 yıllığına Sosyal Sigortalar Kurumu’ na kiralanmış. Otelin belediyeye ait hisseleri 1994 de ihale ile  Güreş Vakfı devredilmiş. Bir süre Güreş Vakfı sonra da çeşitli özel şirketler tarafından işletilen otelin kira sözleşmesi 2003 de bitti. Bu sefer de Ankara Büyükşehir Belediyesi Milli Park ile beraber otelin işletme hakkını da aldı.  Buna ramen, oyıldan beri ne hikmetse bir türlü hizmete açılamadı.

Çam Otel üç yıldızlı ve 40 odası ile uzun yıllar ilçede tek turistik tesis olarak kaldı. Özellikle 1970 lerde Millî takımımız yanında, Beşiktaş, Galatasaray ve Fenerbahçe gibi büyük kulüplerin yeri olarak kullanıldı. 

Soğuksu Milli Parkı 15.08.2009

İlçemizin en önemli turizm mekanlarından biri olan Soğuksu, hükümet kararı ile 1959 da Milli Park Yapılmış.

İdarî bakımdan Orman Bakanlığı Millî Parklar ve Av-Yaban Hayatı Genel Müdürlüğü, Ankara Baş Mühendisliğine bağlı olan Millî Park içinde 16 Km. lik stablize bir çevre yolu, dağ turizmi meraklıları için kamp, tırmanma ve yürüyüş alanları yanında oto-kros parkuru olarak kullanılabilecek yerler mevcut.  

Ayrıca Kuzcapınar ve Gölderesi mevkilerine uzanan talî orman yolları mevcuttur. Günün her saatinde, her köşesinin ayrı güzellikte manzarası olan parkımızın her mevsimde ulaşımı uygundur. Sahanın yakın çevresinde Kızılcahamam ilçe merkezi ile ilçeye bağlı Karacaören, Sazak, Saraycık ve Yeşilköy gibi köyler bulunmaktadır.   

Parkın sahası 1370 hektar olup, bunun 220 hektarlık kısmı (tesis, zirai arazi, çayır, kayalık Vb.) açık alan geri kalan 1150 hektarlık kısmı ise ormanlık alandır. Ormanlık alanın genel alana oranı % 83 dür. Sınırları ise; Kuzeyde Tolubelen Tepesi, Biraderin Pınarı, Çakmaklının Doruk ve Kayabelen Tepesi. Doğuda; Kara tepe ve Kol tepe. Güneyde; Samrıdoruk Tepe ve Harmandoruk Tepe. Batıda ise; İncegeliş Sırtı, Göllü Mevkii ve Tolubelen Tepesi vardır. 

Denizden yüksekliği 1000-1800 m. arasında değişen bölgenin en yüksek noktası 1776 rakımlı Tolubelen Tepesidir. Diğer önemli yükseklikler ise Harman Doruk (1648 M) ve Çakmaklının Doruk Tepesi (1530 M) dir. Bunların yanında Domuz Göleti Sırtı, Eğerbelen Sırtı, Kızılset Sırtı ve Yanık Sırtı gibi yükseklikler vardır. Soğuksu Deresi, Batılganın Dere ve Göl Deresi önemli akarsulardır. 

Flora yönünden de oldukça zengin olan park alanında 1100 metreden itibaren karaçam, sarıçam, köknar, ardıç, meşe, kavak, söğüt, gürgen, akçaağaç, kızılcık, yalancı akasya, alıç, adi böğürtlen, karaçalı, ahlat, ökse otu ve it sineği gibi türler görülmektedir. Ayrıca çeşitli çayır otları (Genelde yonca) ve çiçekleri ile kekik, yabanî çilek, yabanî gül, yabanî fındık gibi bazı bitki türleri de bolca mevcuttur.  

Park sahasında; yaban domuzu, ayı, tilki, çakal, sincap, tavşan gibi hayvan ve  bugüne kadar yapılan çalışmalar sonucunda 200 civarında kuş türü bulunduğu tesbit edilmiştir. Yurdumuzda yaşayan yırtıcı kuş türlerinin hemen hepsi bölgede görülür. Hatta Türkiye’de nadir görünen deniz kartalı, bozkır kartalı ve atmaca kartalı yanında diğer yırtıcı kuşlardan kızıl şahin, küçük kartal, mısır akbabası, kara akbaba , küçük kerkenez ve puhu baykuş da bu bölgede bulunur.  

Bunlardan başka Soğuksu Milli Parkında maskeli ötleğen, küçük karabaş ötleğen, çizgili ötleğen, orfeus ötleğeni, zeytin ardıcı, dağ söğüt bülbülü, orman söğüt bülbülü, gri ağaçkakan, kaya kiraz kuşu ve karmen şakrak kuşu gibi ötücü kuşlarda yaşamaktadır. Bilhassa sabah saatlerinde, kuytu yerlerde çeşitli ötücü kuşların koro ve solo resitalleri, meraklıları için bulunmaz bir fırsat teşkil eder. 

Yabanabad medreseleri 01.08.2009

Pazar’da Meşrutiyet ile beraber (1876)  bir (İlk) okul ile bir kız Rüştiyesinin açıldığı,1891 de ise Rüştiye  ile beraber açılan bir okuldan (Kayıtlardaki 2 öğretmen, 1 hademe ve 15 öğrenci bulunduğundan bahsedilen Erkek Rüştiyesi olabilir) bahsediliyor. 1920 de T.B.M.M. hükümetinin devraldığı bu okullar 1924 e kadar eğitim-öğretime devam etmiş ve aynı yıl çıkarılan Tevhid-î tedrisat kanunu ile birleştirilip “İlk mektep” ismi ile hizmet vermiştir. 

Ayaş ve Beypazarı medreselerinde, hakim ve kadı yetiştirildiği için, o bölgeler Cumhuriyet’e geçişte biz kadar zorlanmadı. Bu gün halâ, aynı gelenekten olsa gerek, Ayaş bölgesinden çok miktarda hakim var.  

Medresenin Adı

Bulunduğu Yer

    Medresenin

Öğrenci mevcutları

Müderrisi Kurucusu

1898

1899

1900

1-Pazar Köyü

Pazar Köyü

Şakir Efendi

H.Ali Efendi

125

130

130

2-Bayır Köyü

Bayır Köyü

Kerim Efendi

Halk

80

80

80

3-Elviran

Eğ.Elviran

Eyüp Efendi

Halk

20

60

60

4-Semer

Semer Köyü

Mehmet Efendi

Halk

50

50

50

5-Kise-î Balâ

Y.Kise Köyü

Halil Efendi

Halk

150

150

150

6-Çatak

B.Çatak Köyü

İbrahim Efendi

Halk

150

150

150

7-Şeyhler

Çamlıdere

Ebubekir Efendi

Halk

300

300

300

8-Dağkuzören

Dağ Kuzören

Hüseyin Efendi

Halk

100

100

100

9-Musa Efendi

Kürt Köyü

Musa Efendi

Musa Efendi

120

120

129

  TOPLAM ÖĞRENCİ SAYISI:

1095

1140

1.149

 Tablo:  20. Asır başlarında Yabanâbad medreseleri        

Kayıtlarda geçen medreselerin isimleri, yerleri ve öğrenci mevcutlarının belirtildiği çizelgeden de anlaşıldığı gibi, ilçemiz medrese sayısı bakımından Ankara ilçeleri içinde her üç sayımda da ilk sıralarda, öğrenci sayısı bakımından ise her üç sayım kayıtlarına göre birinci sıradadır. 

Ankara Sancağı kazaları içinde Medrese ve medreselerdeki öğrenci sayısı bakımından Yabanâbad’ın, ilk sıralarda yer almasının önemli sebepleri vardır: 

-Bölge halkı tarihten gelen özellikleri ile dini inançlarına ve geleneklerine çok bağlıdır. Bu yüzden devamlı bir istek ve eğilim içindedir.-Bölgenin bu konudaki talebine cevap verebilecek kapasitede, kaliteli ve yetenekli din adamı potansiyelinin,tarih boyunca var olmuştur.

-Bölgede kurulmuş olan medreselerin her türlü ihtiyacını karşılayabilecek yeterli sayıda vakıf, hayırsever bölge insanı tarafından kurulmuştur. 

Dikkat edilirse, bölge medreselerinin zengin ve idareciler yerine, halk tarafından kurulduğu görülür. Ayaş’daki 11 medresenin 6 sı hayır sahipleri, Beypazarı’ nda 9 medreseden tamamı, zenginler veya ileri gelenler tarafından kurulmuş iken, Yabanâbad’ daki 9 medreseden 7 si halk tarafından kurulmuş.  

Bu durum biraz da bölgenin sosyo-ekonomik yapısından kaynaklanıyor. Gelir düzeyinin düşük olması ve ayrıca İstanbul’a uzak ve itaatkâr bir halkın devlete müşkül çıkarmayıp, idarenin dikkatini çekmemesi sebebiyle, gelirinin bir kısmını ilim ve eğitime aktarabilecek yüksek ve zengin bir tabaka meydana gelmemiştir. Bundan dolayı söz konusu ihtiyaçları karşılama sorumluluğu her zaman fakir halkın omuzlarına çökmüş, halk da bu sorumluluktan yüz akıyla çıkmıştır.  

Yabanâbad medreselerinin ilçedeki dağılımları, diğer ilçelerden farklıdır. Ayaş ilçe merkezinde 406 öğrenci ile 7 medrese, taşrada 255 öğrenci  ile  4  medrese;  Beypazarı’nda  389  öğrenci   ile  9  medrese  merkezde; Çubukâbad’ da taşrada ve Kuruçay’da 140 öğrenci ile 1 medrese bulunurken, Yabanâbad ilçe merkezinde 100 öğrencisi ile 1 medreseye karşılık, taşrada 1048 öğrenci ile 8 medrese var. 9 Bu durum bölgede din eğitiminin kırsal kesimde daha revaçta olduğunu gösterir. 

Seyhamamı  01.07.2009

 

İlçemize 20 Km.uzaklıkta ve Çerkeş yolu üzerinde bulunan Seyhamamı, Yukarı Kise köyümüzün mahallesi. Kaplıcası ile hatırlanan bu yerleşim yerindeki camii, 2007 yılında Vakıflar bölge müdürlüğü tarafından restore edildi. Tarihçiler buradaki  kaplıcaların ilk defa Haçlı seferleri sırasında inşa edildiğini ileri sürüyor.

 

Seyhamamı camii ise Osmanlılardan önce bir kilise iken sonradan camie çevrilmiş. Ziyaret edildiğinde zaten klasik cami inşa anlayışına uygun olmadığı kolaylıkla anlaşılabiliyor. 

 

Ali Cevad Efendi’nin “Memalik-i Osmaniyye’ nin Tarih Coğrafya Lugâtı”nda  Seyhamamı ile ilgili olarak şunlar geçiyor.

        “…..İlçede maden suyu vardır. Terkibinde kükürt, şap, çelik madenleri bulunan bu maden sularının ikisi Kızılca’da, biri de Sek Hamamı’ndadır…...

      …..Bu kaplıcalar, iç ve dış hastalıklara olağanüstü yararlıdır. Yaz mevsiminde Ankara’dan ve civar illerden pek çok ahali buraya gelmektedir..”

1907 Ankara Salnamesi’ne göre Seyhamamı’ndaki kaplıca, bu tarihlerde de açıktır. Tarife göre: ”Seğ Hamamı,cüz’i miktarda kükürt ve ziyade miktarda Allumin’i havi ve suyu gayet mebzuldür.” 1950 ye kadar şimdi asfalt olan hamamın önündeki alan bir gölcük olup içinde kömüşler  yüzermiş. Hamam’ın ayağından çıkan suların meydana getirdiği bu sulu ve çamurlu yerde, gelen hastalar şifa için başlarına kadar çamura gömülür ve 1-2 saat burada bekletilirlermiş.,,

Kaplıcanın havuzunda, sıcak suların yer altından direkt olarak çıktığı görülebilir.

Şimdiki kaplıcanın arkasında 2 sene önce ortaya çıkarılan ve adına halk arasında "Padişah hamamı" denilen bölüm ise çok önceleri kaplıca olarak kullanılırken, muhtemelen bir deprem sırasında yıkılmış olmalı.

 

Ormanlar içindeki bu şirin yer, aynı zamanda kendine özgün yapıları ve  meşhur Deli İmam' ın da ikamet yeri olması dolayısıyla ilginç bir yere sahip.

 

Eski kaplıcanın karşısında bulunan bir han zamanla yıkılıp yerine bir çay bahçesi ve konaklama tesisi yapılmış.

Gidip görmenizi tavsiye ederiz.

Çırpan köyümüz hakkında.. 01.06.2009

Osmanlılar’ ın Rumeli’ye geçtiği 14. asır ortalarından başlayarak, II.Murad ve Fatih Sultan Mehmed zamanına kadar, Anadolu’dan özellikle Türkmen aşiretlerinin yoğun olarak yaşadığı bölgelerden çok sayıda insanın buraya yerleştirildiği malûmdur. Bu amaçla, Yabanâbad’ dan yüzelli hane Türk, Edirne Eyaleti’nin Filibe Sancağı’na bağlı Hasköy yakınlarındaki Uzuncaâbad’a nakledilerek iskân edilmiştir. Bu iskândan sonra Firdevs-Âşiyan Mahmud Paşa bölgeye som taştan tam kârgir maa şadırvan, hamam, bir cami-i Şerif, bir mekteb-i münif, on kadar medrese odası, bir dershane ve hademe odaları inşa etmiştir.19

Fakat 1912-13 Balkan savaşı sırasında bütün Türk evleri yağma ve tahrip edilir, camiler ve camii vakfı olan büyük han da yakılıp yıkılır.

Rumeli’de  Türklerin Anadolu’dan götürülüp yerleştirildiği yerlerden biri de Çırpan ilçesidir. Merhum Ahmet Hezarfen, bunların Yabanabad Çırpan köyü ahalisi olduklarını söylüyor. Kendisi 2005 yılı yaz aylarında ilçemizde misafir kaldığında, çok arzu ettiği için Çırpan köyümüze götürdük. Orada köylülerle konuşup, Bulgaristan' da akrabaları olduğunu ve onlarla mutlaka irtibata geçmelerini istemişse de bir sonuç çıkmadı.

Belgelere  göre, buradaki Çırpan ilçesi Ali Paşa köyü ahalisi Aralık 1811 de İstanbul’da Divan-ı Humayun’a gönderdikleri dilekçelerinde, yol üzerinde bulunan köylerinin Dağlı eşkiyasının hücumu ile yakılıp yıkıldığını ve bu köyün yerine yeni bir köy kurmak istediklerini belirtiyorlar. *

* BOA Dahiliye 6140

İlçemizin ilk yerleşim yerleri. 01.05.2009

Yapılan araştırmalarda ilçemiz Çeştepe köyünün Paleolotik devirde yerleşim yeri olduğu belirtiliyor.  

Paleolitik/Epipaleolitik Çağ (Eski Taş/Yontma Taş Çağı):

Tarihöncesi uygarlığının gelişme sürecinde, kültürel evrelerin en uzunu ve buzul çağlarının kültürel karşılığı olan; insanlığın ilk ortaya çıkışından, MÖ yaklaşık 10.000 yıl öncesine kadar süren arkeolojik çağ. Bu çağda çaytaşı, çakmaktaşı, hayvan kemikleri ve ağaç gibi doğal maddelerden yapılan ilk aletlerin kullanılmaya başlandığı ve insanların mağara, kaya sığınağı gibi yerlerde "büyük gruplar"/"kalabalık aileler" biçiminde yaşadıkları bilinmektedir. Paleolitik insan, besinini avcılık ve toplayıcılık yoluyla tüketime hazır olarak sağlamakta; kendisi besin üretmemekteydi. Ateş, bu çağda bulunmuş ve çiğ yenemeyen besinleri pişirmeye, ısınmaya, yırtıcı hayvanlardan korunmaya yaramıştır. Mağara ve kaya sığınaklarının duvarlarına çizilen resimler yine bu çağın belirgin özelliklerindendir. Paleolitik Alt, Orta ve Üst olmak üzere üç alt döneme ayrılmaktadır. Epipaleolitik Çağ ise, doğayı denetimi altına almaya başlayan insanın, besi üretimine geçişinin hemen öncesinde yer alan çağdır. Anadolu ve Trakya için ise, bugüne kadar bilinen Paleolitik/Epipaleolitik yerleşmeler arasında Yarımburgaz (İstanbul) ve Karain (Antalya) mağaraları, bu çağı en iyi yansıtan yerleşmelerdir.

Kaynak:http://tayproject.eies.itu.edu.tr/veritab.html

Ana sayfa