Ana sayfa

Çamlıdere Benli yaylası fotoğrafları...

Gezi index sayfası / Önceki: Başköy, Eldelek ve Salın yaylaları / Sonraki: Karaağaç, Akyer barajı ve Seyhamamı

Çamlıdere Benli yaylası…

Arkadaşımız Hüseyin beyin tavsiyesine uyuyoruz ve bu sefer yönümüzü kuzeye çeviriyoruz. Hedefimiz Benli yaylası. Eski Yabanabad toprakları içinde bulunan Çamlıdere, bizlere farklı güzellikler sunar. Şeyh Ali Semerkandi hazretleri ve onunla ilgili anlatılanlar, Peçenek köyü Selçuklu camii, Pelitçik köyü Fosil ormanı, Çamkoru, Aluçdağı ve zengin orman dokusu içindeki diğer yaylaları bu kapsamda değerlendirilebilir. 

Gezi ekibimizdeki Bayram Arslanoğlu, Hüseyin Gazi Yıldırım, Mustafa Özdemir ve ben, 04.07.2009 Cumartesi günü ilçemizden sabah ayrıldığımızda hava yine serin ve yağmura hazır bir durumda. Buna rağmen gerekli hazırlığımızı da ona göre yaptık.

Daha önce 2994 yazında merhum Ahmet Hezarfen ile Peçenek köyü ve Benli yaylasına bir ziyaret yapmıştık.

Çamlıdere’ den sonra Osmansin istikametine ayrılıyoruz. Kızılcahamamdan oldukça yüksek olan bu yerlerde çam ve meşeden mürekkep orman dokusu içinde sıra sıra köylerden sonra ilk durağımız Buğralar yaylası. Buğralar köyü Çamlıdere barajı suları altında kalmış bir köy ama bu kadar uzaktaki yaylasına anlam vermek zor. Yıllar önce bir köylden dinlediklerimi hatırlıyorum. O olumsuz şartlarda yaya veya kağnılarla 20-30 Km. yolun kat edilmesi akla uygun gelmiyor. Üstelik çoluk çocuk ve yanında taşınan onca eşya ve malzemeye rağmen.

Ortasından bir dere akan ve sebzeciliğe uygun bir ortam olan Buğralar yaylası çok hoş.

Arkasından İnceöz yaylasına uğruyoruz. Burası da diğer yaylalar gibi artık amacına uygun  kullanılmayan yerler arasında. Görülen o dur ki; sadece yazlık bir iki haftalık ziyaret ve tatil için kullanılan mekanlar haline gelmişler. Buradaki bir bal üreticisi dikkatimizi çekiyor. Bir sete koyduğu kovanların yanında beyaz bir güneşlik altında dinleniyor olmalı.

Soğuk havaya rağmen bir derede serinlemek isteyen çocukla şakalaşıyoruz. Şakamıza gülerek karşılık veriyor. Bisiklete binenler de öyle.

Orman içinde epey bir yol aldıktan sonra nihayet Benli yaylasına ulaşıyoruz. Burası, be köyün ortak yayla olarak kullandığı genişçe bir alan.  Yaklaşık 5000 dönüm alanındaki bu yayla, 3X5 Km ebadında çukurca ve sanki bir tabağa benzer bir yapıda.

Güney tarafında 2054 m. yükseklikteki Mahya tepesi bütün haşmetiyle bizi bekliyor. Sol tarafımızdaki Çukurören yaylalarını geçip orman yoluna sapıyoruz. Burası daha bozuk bir satıha sahip. Yağmur da çiselemeye başladı.

Bozuk satıhlı yolda zorlanarak devam ederek nihayet Mahya tepesine varıyoruz. İlk işimiz araçtan iner inmez çevrenin eşsiz görünümünü seyretmek olduk Sisli ve yağışlı havaya rağmen burası muhteşemdi. Ayaklarımızın altında Benli yaylası, içinde beş köyün ayrı ayrı yerleşim yerleri ile adeta halı gibi serili halde.

Mahya tepesi Benli yaylasının Güney batısında ve bütün çevreye hakim. 2054 m. yükseklikte. 

Çukurören, Güney (Az Çukurören), Peçenek, yılanlı yaylaları etrafı yoğun ormanla kaplı.  Güney köy, önceleri Çukurören’ in bir mahallesi iken sonradan bağımsız köy statüsü kazanıp Güney adını almış.

Çevre köylüler Hıdrellez’ de (Mayıs başı) yaylaya gelip Haziran sonu dönerlermiş. Şimdilerde daha çok hayvancılık olmak üzere tatil amaçlı gelenler göze çarpıyor.

Kuzeybatı istikametinde Beypazarı Karaşar beldesi yaylası var. Burası Beypazarı, Gerede, Kızılcahamam ve Güdül’ ün ortak sınırı olan bir mekan. Tam kuzey kısımda ileride tepelerinde kar olan Köroğlu dağları görülüyor. Güney tarafımızda ise Güdül ilçesi Sorgun ve Yerli köylerini çevreleyen yükseklikler var.

Tepede iki yapı var. Burası orman gözetleme yeri. Kulübeler de orman görevlileri için inşa edilmiş. İki görevli var ve birer hafta yatılı olarak bekçilik yapıyorlar. Dürbün ile gördükleri yangını ilgili makama bildiriyorlar.

Şu anda Çukurörenli Bilal Karakaya görevli. Bizi görünce yanımıza geliyor ve Hüseyin bey bizi tanıştırıyor. Bizi hoş karşılıyor. Issız bir yerde yalnız başına olmasına rağmen halinden oldukça memnun görünüyor.

Bizi yukarı davet ediyor. Burası iki katlı bir yapı. Alt katı depo, üst katı da görev yeri. Aynı zamanda yatacak yer. Buranın üstündeki teras da çevreyi gözetleme yeri. Yıldırım için bir paratoner ve telsiz anteni göğe yükseliyor. Telsiz çevredeki orman kuruluşları ile iletişimi sağlıyor.

Bu yeni yapı 1980 de yapılmış. Öteki ise daha küçük ve 1965 lerde yapılmış ama şimdi kullanılmıyor.

Kulenin yakacak ve su ihtiyacı Çamlıdere’ den orman idaresince karşılanıyor. Terasdaki güneş enerji paneli de sıcak su ihtiyacını karşılıyor. Telsiz ise birkaç akü ile çalışıyor. Ayrıca birkaç tonluk bir su deposu da göze çarpıyor.

Yapının hemen altında Karaşarlılarca kutsal bilinen ve ilkbaharda ziyaret edilen Mahya dede adında bir merhumun kabri var. Burayı ziyaret eden Karaşarlılar kendi usüllerince ona saygıda bulunurlar, çaput bağlayıp niyet tutarlarmış. Hatta az aşağıdaki Mahya tepesi çeşmesinden itibaren zirveye kadar yol kıyılarına taşlar dizerek çıktıkları ve tepede kabir başında mum yaktıkları da görülmüş.

Yola taş dizme olayını,  acaba “Yoldaki engelleri kaldırma” olarak görebilir miyiz ? diye düşünmeden edemiyoruz.

Karaşarlıların Mahya tepesi çeşmesi başında kurban kesip eğlendiklerini de ekleyelim.

Görevli Bilal Karakaya ile sohbet ederken bir yandan da çay demlenmeye başladı. Burada her mevsim domuz ve ayı göründüğünü söylüyor.  Ayrıca Ekim ayında çiftleşme zamanında geyiklerin de ziyaretine uğruyor. Erkeğin böğürerek çağrısına dişisi de aynı şekilde cevap veriyor. Geyiklerin tek olduğu gibi sürü halinde de göründükleri oluyor.

Görevli Bilal  bunları anlatırken bir yandan da demli çaylarımızı yudumluyoruz. Odanın tatlı sıcaklığı da uykumuzu getirdi ki bu havada kapalı mekanda ne güzel uyunur.

Bu güzel anlardan sonra gitme vaktimiz geliyor. Sıcakkanlı ve güleryüzlü Blal Karadoğan’ a teşekkür edip ayrılıyoruz. Dostluğunu ve misafirperver tavrını hiç unutmayacağız.

Vakit öğleden sonra oldu. Hava hala ağır ve puslu. Aracımızla inişte önce pınara uğrayıp su içiyoruz. Burada bir şeye dikkat ettim. Bizim yaylalarda da var. Şu bildiğimiz gelincik çiçeği bu yüksekliklerde kırmızı değil turuncu renginde. Herhalde yeteri sıcağı alamıyorlar diye düşünüyorum. Artık akmayan çeşmenin kırık borusundan su içerek yola devam edeceğiz.

Biraz daha ileride sağ tarafta ilginç bir yapıyı görmek üzere duruyoruz. Hüseyin beyin dediğine göre Mahya Tepesi kalesi olarak anılan bir yer. Bizim Başköy kalesinin duvarlarına benzer yer yer 2-3 metreye varan genişlikteki duvarları var. Bu yapı bir-iki dönüm genişlikte. Ama içerisi define avcıları tarafından hem de kepçe ile tahrip edilmiş.

Fotoğraf çekiminden sonra yola devam ediyoruz ve Kaşınyazı denilen uygun bir yerde yemek için duruyoruz. Burası Benli yaylasının bir kademe yükseği. Biz tepeye çıkarken yağmurdan korunmaya çalışan piknikçi aile gitmiş.

Arkadaşlar ateş yakarken yaptığım çevre incelemesinde gördüğüm ahşap oluklu bir pınar dikkatimi çekiyor. Belli ki uzun oluklarında vaktiyle hayvan sulanmış. Ayrıca düşen yıldırımın izleri olan bir çam ağacı oldukça ilginç. Yıldırımın izi tepeden toprağa kadar cetvelle çizilmiş gibi dümdüz.

Yemek sonrası ortalığı temizleyip benli yaylasının çevresini dolanmak üzere yola çıkıyoruz. Güzel, kaba asfalt döşeli bir yolda bu birbirini gözetler gibi konumdaki yerleşimi gezmek oldukça ilginç olmalı. Peçenek yaylası yanında gördüğümüz bir koltuk dikkatimizi çekiyor. Hatta çocukluk yapıp inerek üzerinde bir nebze oturmaya karar veriyoruz.

Köylüler yaza doğru ürünün ekili olduğu araziyi hayvanlardan korumak zorunda olduğu için de yaylayı tercih ederlermiş. Ürün biçilip kaldırılıncaya kadar ki süre çeşitli hayvan ürünleri ( süt, yağ, peynir vb.) elde etmek için en uygun zaman.

Fakat bahsettiğimiz gibi yaylalarda artık turistik yapılaşmalar yoğunlukta. Her yaylada elektrik var. Doğal doku ve yayla mesken tipi ortadan kalkmak üzere. Kanımızca buralarda başıboş yapılaşmaya izin verilmemesi gerekir. Doğal dokuya uygun yapılarda sağlıklı hayat yaşamak varken bu çarpık yapılaşmanın sebebini anlamak zor. Ayrıca da ekonomik yönü itibarıyla işsizliğe de önlem olmak üzere hayvancılık ve arıcılığın özendirilmesi ve uygun şartların hazırlanması gerekiyor.

Benli yaylası ile ilgili geçmişe dönük oldukça ilginç bir hatıra var.

Söylenildiğine göre Benli yaylası uzun yıllar önce ( 1800 lü yıllar) Gerede ilçesine aitmiş. Burada yaylası olan beş köyün halkı burasının kendilerine daha yakın olması dolayısıyla kendilerine ait olduğunu ileri sürüp Geredelilerin tasarrufuna itiraz etmişler.

Önce diyalog ile Geredelileri buradan uzaklaştırmak isterler. Yapılan görüşmelerden olumlu sonuç çıkmayınca karşı çıkan Geredelilerle ufak tefek çatışmalar yaşanır. Bu çatışmaların birinde Çukurören halkından Benli Hüseyin namında birisi Geredeliler tarafından vurulup öldürülür. Bu üzücü olaya sebebiyet veren Geredeliler de işi daha fazla büyütmemek için burasını terk edip giderler.

Güzel duygularla ayrıldığımız Benli yaylasından sonraki durağımız Pelitçik köyü fosil orman alanı. Burası 25 milyon önce meydana gelen jeolojik olaylar sonucu taş haline gelen ağaç fosillerle dolu genişçe bir alan. Fakat yakın zamana kadar özellikle çevre köyler tarafından ( üstelik bilinçsiz bir şekilde) bozulmuş. Buradaki hazine değerindeki taşlar inşaatlarda kullanılmış. Şmdi artık sit alanı ve koruma altında. Üç sene önce ziyaret ettiğimizde yetkili bir jeolog burasının altında çok daha zengin fosil yatakları olduğunu ve dünyanın sayılı yerleri arasında yer aldığını söylemişti.

Buradan ayrıldıktan sonraki durağımız Çamlıdere’ deki merkez cami avlusunda bulunan bahçe. Bir yorgunluk çayına hayır demek olmaz.

Hava kararırken ilçeye doğru yol alırken üzerimize basan ağır yorgunluğa rağmen güzel ve verimli bir gezi yaşadığımızı söylemeliyim.

Gelecek sefere görüşmek üzere hoşça kalın.

Muzaffer Eker / Kızılcahamam

muzaffereker@msn.com

Gezi index sayfası / Önceki: Başköy, Eldelek ve Salın yaylaları / Sonraki: Karaağaç, Akyer barajı ve Seyhamamı

 Ana sayfa

Çamlıdere Benli yaylası fotoğrafları...