Ana sayfa

Manastır gezi fotoğrafları...

Gezi index sayfası / Önceki: Gökdere gezisi / Sonraki: Tuzla gezisi

Manastır gezisi

Merhum Sait Gündoğdu hoca, tanıdığım insanlar ve özellikle dini camiada çarpıcı özellikleri ile dikkati çeken biri olarak hafızamda ve gönlümde müstesna bir yere sahip.

 

Klasik insan tipinden oldukça ayrı, taassup ve statükodan yana değil de yenilik ve gelişmeden yana tavrı ile çoğu çevrelerin de eleştirilerine muhatab olmuş biri idi.

 

Unutamadığım bir özelliği de doğa sevdası. Gerek yakın çevremiz, gerekse kamu görevi sırasında çalıştığı yerlerdeki doğa, tarım  ve yaban hayatı ilgili anlattığı ilginç anekdotlar unutulur cinsten değil.

 

Aşağı Çanlı köyündeki çalışma alanlarını bana gösterme, orada çilek tarhları yanında batan güne karşı çay içerek sohbet etme isteği ne yazık ki gerçekleşemedi. Bir türlü kısmet olup da vakit ayıramadık.

 

Ölümüne duyduğum üzüntü yanında bu isteğimizin de gerçekleşememesi bende bir ukde olarak durur.

 

Özellikle Aşağı Çanlı köyünün hemen üst kısmında “Manastır” denilen yer ile ilgili anlattıkları, tarihi mekanlara olan ilgim yüzünden görmeyi çok fazla arzu ettiğim yerlerden birisi idi.

 

Bir de İsmetpaşa üzerindeki çamlıklarda 1940-50 lerde, ormandaki geyiklere kışın tuz götüren görevliler ve bunların arasında Deli İmamın ‘da bulunması ilginç değil mi ?

 

Bu duygularla, Manastır ve diğer mekanları nasıl gezeriz, kiminle gideriz diye epey vakit geçti. Nihayet geçtiğimiz Mayıs ayında bizim Kırköylü Erol (Demirhan) ile karar verip yola çıktık.

 

İsmetpaşa mahallesinin içinden geçip Toki inşaatı yanından Akçakese yoluna devam edeceğiz. Buradan yaklaşık 45 dakikalık tatlı bir yokuş çıktıktan sonra Manastır’ ın üstüne varıp, oraya yokuş aşağı ineceğiz.

 

Toki konutlarından henüz ayrılmıştık ki, sağ tarafımızda ki dereciğin hemen karşısında odun kesmekte olan yaşlıca birini görüp durduk. Erol’ a; “Buyur bakalım” dedim. O da şöyle bir adamı süzdükten sonra tanıyamadı ve seslendi:

 

-Hey ! dayı, sen ne yapıyorsun orada ?

 

Adam bizi görünce gayri ihtiyarî tedirginliğe düştü. Bir an durdu, etrafında bakınıp:

 

-Efendi, şuralardan kuru odun topluyorum, dedi ama elindeki kesici alet, ağaç kestiğinin de işareti idi.

 

Bizim Erol işi büyüttü. Beni işaret ederek adama seslenmeye devam etti:

-Sayın şefim, zabıt tutacaksın değil mi ? Bak bu adam ağaç kesiyor, deyince adamcağız temelli şaşırıp korktu.

-Değil efendi, vallahi ağaç kesmiyorum, şuralardan kuru dal topluyorum.

 

Ben konuşulanları dinleyip adamı da takip ediyorum. Bu arada toparlanmaya da başladı. Oradan usulca kaçacak. Erol adamı sorgulamaya devam ediyor:

 

-Dayı, nerelisin sen ?

-…….’ liyim. (Bir dağ köyünü tarif ediyor) Yıllar önce gelip Kızılcahamam’ a yerleşmiş.

 

Ama bu abdestle epey namaz kılacağına eminim. Erol bir daha görürse zabıt tutup mahkemeye vereceği tehditlerine devam ederken oradan yolumuza devam ettik.

 

Yol, sadece Akçakese’ ye gittiği halde standartların hayli üzerinde bir kaliteye sahip. İlçemin köylerinin bu kalitede yola sahip olmasından gurur duymamak elde değil.

“Gidemediğin yer senin değildir” sözü ne kadar haklı. Medeniyet ve gelişme nereye gider ? elbette yolu olan yere.

 

Yarım saat kadar yürüdükten sonra Mantarlık 1 mevkiinde bir kuyu başına varıyoruz ama yıllar önce yanındaki çömçe (=Su çekmek için kullanılan ahşap araç) artık yok. Çevresi de oldukça kirletilmiş. Dolayısıyla su içemeden yola devam ettik.

 

Az ileride yüksek bir tepenin sol eteğinden yürüyeceğiz. Buraya Küçük Delikli taş  deniliyor günü birlik piknik için ideal bir yer. Yolun sağında 20 metre kadar içeride tulumbalı bir kuyu var. Yolun solunda da Akçaalan denilen yerde bir kuyu, tam karşısında batıya bakan yamaçta ise söğüt ve kavak ağaçları var. Sanki önceden burada bir mandıra veya yerleşim emaresi var gibi. Gerçekten de sonradan öğrendiğimize göre burası Akçakese yaylası ve adına da Güççeseki  deniyor.

 

Tam tepeden Güççeseki’ ye ayrılan bir patika görüyoruz. Erol anlatmaya başlıyor.

-Maden suyunda çalışırken Kırköyden çıkar Çanlı’ ya gelir, Manastır’ dan zorlukla buraya gelir dinlenmeden Acı deresine devam ederdik. Yaklaşık 2 saatlik bir yürüyüşten sonra maden suyu fabrikasına gelir işe başlardık.

 

O dönemde çevre köylerden Maden suyunda çalışanlar ayı güzergâhı takip ederlermiş. Zorluğu hesap edebiliyorum. Sabah olmadan kalkıp yola çıkacaksın, yolda her türlü tehlike mevcut. O zor şartlarda yorgun argın işe başlayıp akşam aynı şekilde köye geri döneceksin. Bu, günümüz insanının havsalasının alabileceği bir şey değil.

 

Bu arada Ortancanın Kuz denilen mevkideki  eski yola sapıp duyduğum tuz taşlarını aramaya başlıyoruz ama görmek mümkün olamadı. Civarda bir geyikçi babadan bahsedildiği rivayet ediliyor ama kim olduğu ve ne zaman yaşadığı belli değil. Ancak geyiklere baktığı kesin olarak anlaşılıyor. Günümüzde insanların bile göz ardı edilip dışlandığı bir anlayış ile kıyaslandığında, eski insanların bazı değerler yönünden bu günkünden hayli ileride olduğu anlaşılıyor.

 

Eski yoldan düze vardığımızda Çanlı köyü muhtarı ile karşılaşıyoruz. 5-10 parçadan ibaret bir inek sürüsü otlatıyor. Selamlaşıp hal hatır sorarak yola devam ediyoruz. Çanlı Dedesi denilen bu düzlükten Manastırı ve bütün Çanlı deresini görebiliyoruz. 

Bu çevreye hakim yere Çanlı Dedesi denmesi sebebi, Orta Asya’ dan kalma bir gelenek. Eski Türk kültüründe yüksek yerlere kudsiyet izafe etme alışkanlığı var. Bu alışkanlığın Anadolu’ daki yansımalarını bölgemizdeki bazı yerlerde de görmek mümkün. Yüksek yerlerdeki tek kalmış bazı ağaçlara “Dede çamı” denmesi bunun bir göstergesi. “Dede” den kasıt, bir toplum büyüğüdür. Vaktiyle o bölgede yaşamış muhtemelen derviş anlayışındaki kişilerin kabirleri kutsal kabul edilir ve korunmaya özen gösterilir. Ayrıca ziyaret edilerek çeşitli sıkıntı ve dileklere de aracı olduğu kabul edilir.

Çanlı Dedesi mevkiinde devam eden düz yol boyunca kırmızı boya ile yazılmış rakamlar dikkatimizi çekip muhtara soruyoruz. Bu işaretler Çerkeş üzerinden ilçeye gelecek olan doğal gaz boru hattının geçeceği yerlermiş.  

 

 

Burada muhtar ile vedalaşıp yokuş aşağı Çanlı’ ya doğru inmeye başlıyoruz. Sıcaktan yer yer sararmaya başlasa da bu seneki yağmurlardan dolayı oluşan çayırımsı yeşillik insanı memnun ediyor.

 

Manastır göz bakışı ile 200 dönüm civarında, güneye karşı hafif meyilli bir arazi. Kuzey yönü ise hem de yüksek bir şekilde kapalı. Kışın fazla soğuk olmasa gerek. Bunun yanında sulak olduğunu anlatan koyu yeşilliklerden dolayı da yerleşime müsait. Yer yer de meyve ağaçları görünüyor.

 

Tepeden aşağı yokuşun bittiği yerlerde sağlam çakıllar görünüyor. Tarla çakılından daha sağlam oluşu, sanki bir yerleşim izinin işaretleri gibi. Manastır dendiğine göre buralarda bir yerde kilise viranesi olmalı.

 

Hiristiyan literatürüne ait bir kelimenin buraya isim olarak verilmesi boşuna olamaz. Bu isim, burada Hiristiyan Rumlara ait bir mabet bulunduğunun delili sayılmalıdır.

 

Sanıyorum, bu husus da gocunacak, komplekse kapılacak bir husus olmamalı.. Çünkü Türkler Anadolu’ ya geldiklerinde, genellikle yerli Rum / Bizans halkının terk ettiği yerleşim yerlerinin veya viranelerin üzerine yerleşmişlerdir.  Bu gün bölgemizde de bolca mevcut olan “Ören” ekli köyler bu kategoride sayılıyor. 

 

Manastır’ ın güne yamaç ve gün boyu güneşi tam olarak görmesi, zirai verim açısından oldukça verimli olması anlamını taşıyor. Zaten oldukça engebeli olan çevre arazisi içinde yakın zamana kadar köy halkı tarafından işlenmiş bir toprak parçası. 

 

Bu tür ören yerleri ile ilgili bir sıkıntı da, hazırcı bazı açıkgözler tarafından define avcılığı amacıyla arazinin tahrip edilmesi. Ne yazık ki, burada da kaçak kazı izlerini görmek mümkün. “Helal” yoldan çalışıp kazanmayı hafifseyen zihniyeti tanımak adına ilginç bir örnek.

 

Düzlüğün bittiği yerde arazi birden derinleşiyor. Buradaki yamaca da Çanlı’ nın yeni su deposu inşa edilmiş. Bir hortumdan akan suyun başına oturup elimizi yüzümüzü yıkadık.  İkindi namazını köyün mescidinde kılmak üzere hazırlandığımız sırada, deredeki arılarının yanından gelen Mehmet Gündoğdu bizi görüp durdu. O kadar yorgunluktan sonra, ilçeye beraber gitme teklifini geri çeviremedik.

 

Manastır’ dan geldik ama, aklım geyiklerde, tuz taşlarında ve “Geyikçi” denilen kişinin kimliğinde ve yaptığı hizmetlerde kaldı. İmkânlar nisbetinde bu konuyu araştırıp ulaştığım bilgileri sizlerle paylaşmak isterim.

 

Bir başka gezimizde buluşmak üzere, sevgi ve muhabbetle kalın.

 

 

08.07.2008 Kızılcahamam 

muzaffereker@msn.com

Gezi index sayfası / Önceki: Gökdere gezisi / Sonraki: Tuzla gezisi
Ana sayfa Manastır gezi fotoğrafları...