Ana sayfa

Kapaklı gezi fotoğrafları...

Gezi index sayfası / Önceki: Tuzla gezisi / Sonraki: Buğdaylı gezisi

Kapaklı gezisi

Ahiler veya halk arasındaki kaba söyleyişler “Ahalar” mahallesinin yeni ismi Kemalpaşa. 1933 lerde verilmiş. İlçeye bir buçuk km. kadar mesafede, dere içinde, küçük ve şirin bir yerleşim yeri.

 

Geçmişte, ilçe olduğu yıllarda, Kızılcahamam’ ın oturduğu arazinin hemen tamamının Ahiler mahallesinin çayır ve mezrası olduğu söylenir.

 

İlçe merkezi 1914 yılında taşındığı zaman da, resmi daireler için bina olmadığından uzun süre Ahiler ve Üzemler olarak bilinen İsmetpaşa mahallesi evleri büro ve konut olarak kullanılır.

 

Ahiler’ e Orman işletmesi kampüsünün üst kısmındaki bir yol ile gidiliyor. 10 kadar evin hemen hepsi de orijinal yapılarını koruyor. Ancak Allah korusun bir yangında bu ahşap yapışların kurtulması imkansız. Onun için, bu binaları restore edip ilçe turizmine kazandırılması elzem. Ancak şu ana kadar bu konuda herhangi somut bir adım da atılmış değil.

 

Onca eski mesken arasında, modern anlayışla ve uzun seneler sonunda ancak inşa edilen yepyeni bir camii adeta sırıtıyor.

 

Bir de, arazisinin çok önemli bir kısmı Başkent Üniversitesi tarafından yüksek okul yapılacak sözü ile satın alınmasına rağmen, aradan geçen bunca sene sonra ortada ne okul var ne öğrenci.

 

Burada, biri imam olmak üzere 4 kadar aile ikamet ediyor. Hemen hepsi de hayvancılık yapıyor.

 

Mahallenin batı kısmına doğru yeni yapılan yokuş bir yol ile öteki mezarlığa varılıyor. Bir mezarlık da Orman işletmesi yanında ve karayolu kıyısında. Niçin iki mezarlık var anlamak mümkün değil.

 

Yukarı mezarlıktan itibaren başlayan araziye “Kapaklı” deniliyor. Mezarlıktan sola ayrılan bir yol ile ileride dereye kadar iniliyor.

 

Bu yolun başında ve mezarlığın tam yanında oldukça yüksek ve yaşlı iki çam ağacı dikkatimizi çekiyor.

 

Birisi zamanla eğilmiş ve alt dalları yere değiyor. Bu eğik çamın hemen altında başka bir çam ağacının ise oldukça ilginç bir görünümü var. Bu ağacın gövdesinin başladığı yerden yaklaşık bir metre kadar yukarı kısmı bir yarım daire oluşturuyor. Bu kısımda ise kocaman bir kaya var. İlk gördüğümde epey düşünmeme rağmen bunun anlamını çözememiş ve hayretler içinde kalmıştım. Sanki buraya özellikle yerleştirilmiş.

 

İlk zamanlar sık sık buraya gider bu oluşumu uzun uzun seyrederdim. Nihayet anladım ki, ağacın, içinde kaya olan kıvrık gövdesi eskiden toprağın altında imiş. Zamanla erozyon sonucu ağacın çevresindeki toprak akıp gittiği için kök kısmı açığa çıkmış ve gövde halini almış. Toprak içinde ve bu kıvrık yapı içindeki kaya ise orada kalmış.

 

İlginç başka bir ağaç da, Ahilerin girişindeki pınarın hemen karşısında, yoldan 20 metre kadar ileride solda.

 

Bu oldukça yaşlı bir meşe ağacı. Fakat gövdesinde meydana gelen parazitel bir doku o kadar ilginç bir hal almış ki görmelisiniz. Bu ağacın fotoğrafını çekip fotokritik web sitesine bile gönderdim.

 

Yukarı mezarlığın içinde anıt mezara benzer bir yapı var. Bu mezar eczacı Feridun Ünsal beyin amcası Mustafa Ünsal’ a ait. Mustafa Ünsal’ ın da ilginç bulduğum bazı anıları var. Feridun beyin naklettiğine göre 27 Mayıs 1960 darbesi ile, cunta tarafından darbe karşıtı olduğu gerekçesi ile kıta görevinden alınıp bir tür kızak tabir edilen bir göreve, Kırıkkale Mühimmat fabrikası komutanlığına atanır. Bu görevi sırasında fabrikanın yenilenmesi ve çevre düzenlemesi çalışmaları ile tanınıyor.

 

1980 askeri darbesi sonunda bütün belediye başkanları görevden alınınca, Kızılcahamam belediye başkanlığına talip olursa da, hatırlayacağımız gibi bu göreve milli güvenlik konseyi tarafından Esen Ali Sezen atanmıştır.

 

Daha sonra vefat edince, cenazesi Ahiler mahallesine getirilip defnedilir. Vasiyetinde memleketine gömülmesini ve bir anıt mezar yapılmasını arzu eden merhum albayın mimar olan oğlunun projesine göre yapılan anıt mezar henüz yarım haldedir. 

 

Mezarlığın ilerisinde, kuzeybatıya bakacak şekilde tahtadan bir seki yapılmış. Dinlenmek üzere yapıldığı kesin. Zaten buraya oturunca karşıda Çengeller kalesi ve aşağıda Kapaklı deresinin manzarasına doyum olmuyor. Özellikle akşam üstleri.

 

Bu tahta sekinin hemen altında iki pınarın suladığı yeşillik bir alan var. Zaman zaman buraya piknik için gelenleri görmek mümkün. Çok sakin bir yer. Ancak kirletilme sorunu burada da karşımıza çıkıyor. Kullandığımız yerleri kirletmeme konusunda alacağımız epey ders var.

 

Mezarlığı sağ tarafa alırsak, buradaki yoldan ilerideki dereye kadar ineriz. Bu yol çok bakımlı. Derede ve çevresinde çiftlik arazisi olmamasına rağmen yolun bu derecede bakımlı olması ilginçtir.

 

Nitekim Yenice Mahallesi muhtarı merhum Hüseyin Ünsal’ ın anlattığına göre bu yol eski Pazar yolu olup, Çamlıdere’ nin bütün Muzrup bölgesi halkı Kızılcahamam ve Pazar köyüne gitmek için bu yolu kullanırmış. Yol da sıradan bir yol değil. Üzeri parke taşı döşeli kaliteli bir yol.

 

Dereye doğru inerken yolun sağ tarafında çalılıklar içerisinde duvar kalıntılarına rastlıyoruz. Oralarda küp kırıkları da var. 1960-65 lerde biz çocuk iken buralara çiğdem vs. için geldiğimizde de bu küp kırıklarına rastlardık.

 

Bu duvar kalıntıları bir meskene ait olamayacak kadar küçük alan üzerinde. Şöyle böyle 10-15 m 2 kadar. Benim tahminime göre vaktiyle iş yeri olarak kullanılan yapılardan kalmış  olmalı. Bunları düşünürken akla, mahallenin eski ismi Ahilerin yaptığı çağrışım geliyor. Neden olmasın ?

 

20 kadar duvar kalıntısı yolun iki tarafına sıralanmış. Kim bilir, semercilik, demircilik, basit yün dokuma işleri gibi iş yerleri var idi.

 

Bu bölgede bir Ahi ocağı bulunabileceğine dair herhangi bir ip ucu yok ama, bir yerleşim yerine de durup dururken Ahiler denmesinin bu bağlamda herhalde bir sebebi olmalı değil mi?

 

Bu yol derede bitiyor görünüyor. O halde Gökdere’ ye giden yolun devamı nerede diye merak etmemize rağmen bulamadık. Ancak dere yatağında kalmış olması muhtemel. Fakat Gökdere’ ye, mezarlığın arkasındaki pınarın yanından giden yol ile Gökdere ve buradan da Çamlıdere’ ye ulaşmak mümkün oluyor.

 

Dereye iner inmez bir pınar sizi karşılıyor. Yazın suyu oldukça azalıyor hatta kesiliyor. Bu pınarın hemen yanında 30 cm çapında ve 2 metre uzunluğunda taştan silindir şeklinde sütun var idi ama zamanla alınmış.

 

50 metre kadar ileride yolun solunda gövdesi ve oluğu uzunca, kırda hayvan sürülerinin su içtiği pınarlara benzer bir pınar daha var. Üzerindeki “Ahmet Vural”  ibaresi bize hemen Kasaplar odası başkanı arkadaşımız Ahmet Vural’ a yöneltti. Bununla bir ilgisi olup olmadığını öğrenmemiz gerekirdi.

 

Nitekim pınarın, Ahmet ve Esat Vural’ ın dedesi merhum Ahmet Vural adına babaannesi hayırsever Hava hanım tarafından 1971 de yaptırıldığını öğrendik. Ustası da, çevrede bir çok kır çeşmesinin yapımına imza atan Oğlakçı’ lı Salih usta.

 

Allah onlardan razı olsun.

 

Bu pınardan itibaren dere boyunda bir kilometre kadar gitmek mümkün. Dere, sağlı sollu ufak çayırlıklar arasında akıp gidiyor. İki yanında da oldukça yaşlı ve çoğu kurumuş kavak ve söğüt ağaçları görülüyor.

 

Yaklaşık bir kilometre sonra suyu akan bir pınar daha var. Bundan sonra yol yok. Fakat dere takip edilirse oldukça zor bir yolculuk ile Milli Park içinde “Kara Akbaba belgeseli” nin çekildiği yere varılabiliyor.

 

Sağ tarafa ayrılan bir patikayı takip edip bir doğa harikası ile karşılaştım. Bir tepenin güney yamacı erozyondan aşınmış ve kist dediğimiz sert toprak benzeri bir toprak dokusu, üzeri yağmur ve rüzgâr ile aşınıp ilginç görüntüler oluşturmuş. Sanki kayaya oyulmuş insan başı figürlerini andırıyor.

 

Buradan itibaren oldukça dik bir yokuştan Çengeller kalesine varılıyor. Çengeller kalesi denilen tepe çevreye bütünüyle hakim ve heybetli bir yer. Burada da duvar kalıntıları var. Burada duvar kalıntısı ne işe yarar diye düşünmeden edemedim. Ev veya mandıra olarak kullanılmak için oldukça elverişsiz bir yer. Çevreyi incelediğimde bir Derbent olabileceği aklıma geldi.

 

Çünkü burası, belirttiğim gibi çevreye hakim bir tepe. Kuzey eteğinde Kızılcaören Gökdere vadisi, güney eteğinde Kapaklı deresi. Batı tarafında Soğuksu Milli Parkı. Tepenin kuzey ve güney yamacında halkın yoğun olarak kullandığı yollar var. Bu yolların güvenliğini sağlamak üzere Osmanlı devrinde kullanılan ve adına Derbent denilen bir karakolun bulunma ihtimali daha fazla.

 

Sol tarafta duvarı andıran dik bir yokuş ise Yanık sırtı dediğimiz tepenin kuzey yamacı. Bir sefer çıkmayı denedim. Tepeden Villa gazinosuna iniliyor. Veya sırt boyu gidilirse “Bakacak” dediğimiz Kızılcahamam’ a hakim bir tepeye varılıyor.

 

Burası benim için güzel bir vakit geçirme vesilesi. Sık sık giderim. Eğri ve gövdesinde kaya olan çam ağaçları, hasta meşe ağacı, eski ve ahşap evleri, ceviz ve armut ağaçları, yeni camii ile hoşuma giden bir yer. Her yeri güzel doğa manzaraları sunan ilçemizin müstesna köşelerinden biri.

 

Dönerken yol kıyısındaki pınarda elinizi yüzünüzü yıkadığınızda yorgunluğu unutuyorsunuz.

 

Bu gün için belki değil ama yakın bir gelecekte Ahiler mahallemiz, aslına uygun olarak yenilenen görüntüsü ile Kızılcahamam turizminde ayrı bir yere sahip olacaktır.

 

Buna inanıyorum.

 

Muzaffer Eker 15.06.2008

muzaffereker@msn.com

Gezi index sayfası / Önceki: Tuzla gezisi / Sonraki: Buğdaylı gezisi

Ana sayfa

Kapaklı gezi fotoğrafları...