Ana sayfa

Çeştepe gezi fotoğrafları...

Gezi index sayfası / Önceki: Buğdaylı gezisi / Sonraki: Başköy kalesi

Çeştepe

Çeştepe köyümüz, Kızılcahamam’ a 18 km uzaklıkta Ankara-İstanbul E-5 yolu üzerinde. Yerleşim tarihi 15.000 yıl gibi çok eskilere kadar dayanıyor.

 

İlçemiz esnafı Hurşit Osan, 14 Nisan 2008 Salı günü beni köyüne davet ederek, orada çeşitli gözlemler yapmamı sağladı. Daha önce de gitmeme rağmen bu gezide farklı gözlemler yapma fırsatı buldum.Köy iki mahalleden oluşuyor. Köy iki mahalleden oluşuyor. Yukarı Çeştepe, önceki yerleşim yeri iken şimdi asıl köyün yeri sonradan göçlerle oluşmuş. Bununla ilgili olarak Şeyh Ali Semerkandi’ ye atfedilen bir halk inanışı var.

 

Rivayete göre Şeyh Ali Semerkandi buradan geçerken, Yukarı köye uğrar ve köyün sığırını gütmeyi teklif eder. Köylü de “Buzağıları emzirmemesi” şartı ile kabul eder. Şeyh;”Ben sahip olduğum sürece buzağılar ememez, fakat sonrasına karışmam” der ve göreve başlar.

 

Şeyh, 5-6 ay kadar çobanlığa devam eder. Bahar gelip işler çoğalmaya başlayınca bazı aileler sığırlarına sahip olamaz ve buzağılar analarını emmeye başlar. Derken şikayetler çoğalır ve Şeyh’in işine son vermeye karar verirler. Şeyh işi bırakıp köyden ayrılırken hakkı olan ücreti (Ekini) isterse de vermezler. O da ;” 20 haneniz 21 olmasın” diye beddua eder. Köy halkı çobanlarının bir şeyh olduğunu asla öğrenememiş. İnandıklarına göre Yukarı Çeştepe mahallesi, asla 20 hanenin üzerine çıkmamış, ayrılan ve dışarıdan göç eden aileler Aşağı tarafa yeni inşa edilen köye yerleşmişler.

 

Yine rivayete göre Çeştepe’ nin hemen yanındaki tepenin olduğu yerde bir çeç varmış. Hızır (AS)  yolu köye uğramış ve bu çeçten biraz istemiş. Ama köylü vermeye razı olmamış. O da “Çeçiniz toprak olsun !” diye beddua edince çeç toprak, diğer harman aletleri de taş olmuşlar. Eski muhtar Saadet Akbaş, yıllar önce bunu bana anlattığında köyün adının Çeçtepe olduğu ve bu rivayetten kaynaklandığını ifade ediyordu.

 

Yukarı mahallede 13. asırda yaşadığına inanılan Baba Kıbel adında bir evliya yaşamış.  Osmanlı devrinde Çeştepe’ de Baba Kıbel adına bir zaviyeye rastlanıyor. Merhum’ un kabrinin hemen yanındaki ve köy halkının kervansaray dediği ve içinde hamam olduğunu belirttiği kalıntılar bu zaviyeye ait olmalı.

 

Aşağı mahallede, mezarlıkda Mehmet Dede türbesi var. Mehmet Dede Hacı Bayram Veli ve Memlük’deki şeyhin çağdaşı imiş. Bunlar birbirini ziyarete giderken Mehmet Dede’nin horoza binerek Memlük’e gittiği, oradaki Şeyhin de örmekte olduğu duvara binerek onu karşıladığı rivayet ediliyor.

 

Hurşit ağanın ifadesine göre ağalık devrinde köyde müthiş bir disiplin varmış ve her yerde olduğu gibi ağaların mutlaka dediği olurmuş. 1920 lerde Çamlıdere’de de benzer disiplin uygulanmaya başlayınca “Çeştepe kanunları mı uyguluyorsunuz ?” diye itiraz edilmiştir. Ekim, biçim ve harman zamanlarına ağalar karar verir, onlar tesbit ederlermiş.

 

1940 lı yıllarda bir hoca önderliğinde, aşırı gürültülü eğlenceye kaçınılmasın diye düğünlerde davul ve sinsin yasaklanmış.

 

Çeştepe köyü, kuzey tarafı alçak tepelerle kaplı, oldukça düz ve verimli bir arazide kurulu. Güney tarafı Kurtboğazı barajına nazır. Köy arazisinin büyük kısmı baraj sularının altında kalmasına rağmen, geri kalan yerlerde tahıl, sebze, meyve gibi çok çeşitli tarım yapmak mümkün. Hatta Muharrem ağanın ifadesine göre burada narenciye hariç bütün meyveleri yetiştirilebilir.

 

Kanaatime göre Çeştepe köyündeki tepe yığma ve muhtemelen Roma veya daha eski bir devirde, Hüyük / Tümülüs tarzında yığma toprak ile yapılmış.  Bu gün bu tepe, eteklerinden üst kısma kadar çam fidanları ile bezenmiş durumda.

 

Çeştepe köyü ile ilgili ilginç bir konu da, köyün Hamzalar bölgesinde Sarıkız mevkii olması.

 

Hurşit ağanın, köyün Çiftçi deresi mevkiinde tek katlı bir evi ve bahçesi var. Bahçedeki ceviz ağaçlarına bodur ceviz aşısı yaptırmak istiyor. Ankara’ da ikamet edip yazları köye gelen arkadaşı Muharrem ağa ile bu gün için randevulaşmışlar. Muharrem ağanın evi, eski benzinliğin arka tarafında ve hemen hemen yalnız bir halde. Etrafında zengin bir bahçesi var.

 

Oradan Muharrem ağayı alıp köye geldik ve bir komşudan temin ettiği aşılık bodur ceviz kalemleri ile Hurşit ağanın evine geldik. Burada vakit geçirmeden hemen aşı işine giriştiler. Muharrem ağa bu işin tam anlamıyle ustası. Kendine özgü aletleri ile ustaca kalemleri yontması, ceviz dallarını kesip yarması ve aşıyı yapmasını pür dikkat takip ediyorum.

 

Bir ara çıkıp çevreyi kolaçan ettim. Hurşit ağanın, bahçedeki küçük çakıl taşlarını göstererek bu çevre için; “Hoca, vaktiyle burada deniz olduğu söyleniyor” sözü dikkatimi çekmişti. Kuzeye ve batıya 100 metre yarıçapında yaptığım gezide gerçekten toprağın aynı tür çakıl taşları ile dolu olduğunu gördüm. Hani dere kenarlarında çokca gördüğümüz yumurta büyüklüğü ve ovalliğinde ki taşlar.

 

Aklıma, Ali Cevat Efendi’ nin Osmanlının Tarih ve Coğrafya lugatında Yabanabad bahsi geldi. Burada Çemştepe nehrinden bahsediliyordu. Belki yanılıyor olabilirim ama, asırlar önce Hıdır dağından doğan bir akarsuyun yatağı olma ihtimali var gibi düşündüm. Başka türlü bu çakıl taşlarının verimli bir arazide bulunmasının anlamı ne olabilirdi ?

 

Hurşit ağanın ahşap evinin önünde yaptığımız mütevazi mangal partisinden sonra saat 17:00 gibi köydeki işimiz bitmişti. Muharrem ağayı evine bırakıp Kızılcahamam’ a dönerken, güzel ilçemin müstesna köşelerinden birini daha yakından tanıma fırsatı bulduğum ve bu yazıyı hazırladığım için mutlu idim.

 

Not: Bu yazının hazırlanmasında Çeştepe eski muhtarı Saadet Akbaş, Muharrem ağa, Hurşit Osan’ ın bana naklettiklerinden faydalandım. Kendilerine teşekkür ederim.

 

Muzaffer Eker

14.04.2009 / Kızılcahamam

muzaffereker@msn.com

Gezi index sayfası / Önceki: Buğdaylı gezisi / Sonraki: Başköy kalesi

 Ana sayfa

Çeştepe gezi fotoğrafları...