|
Bir kördüğüm
gibiydi, uyku sarhoşluğunda gençliğim,
Sanki dağ başında
duman gibi erişilmez,
Eğilmez, çelik
yürekli mercan bakışlı efeler gibi.
Uyutamadan
hayallerimi ikindi gölgelerinde,
Durduramadan
başıboş kısır isteklerimi,
Her sabaha
binlerce tövbe döşenir,
Her tövbede
binlerce pişmanlık
Her pişmanlık bir
“ah” minareler boyu,
Yükselir giderdi
semaya, tutamazdım.
Bir şeyler
okumuştum bir yerlerde,
“İstanbul’u
fethettiği yaş”ı sorarken,
Gecelerin fethine
ter döker gibiydi bedenim,
Buğulu kadehler
kovalarken saatleri,
“Kökü mazide olan
âti” çınlamaya başlardı,
Ve “Asım’ın
nesli” ni fısıldadı bir şafak,
Bir kabir
başındaki asırlık ardıç ağacı.
Ellerimi
yıkadığımı hatırlıyorum en son,
Bir yayla
deresinde;”hayırlı sabahlar hayat !”
Bir sabah namazı
Türkmen motifli seccadede,
Kırgız arları
şahlanırken Asya steplerinde,
Hasrete bir düğüm
daha atar yutkunmalar,
Ve mühür gözlerde
noktalanırken duraksız yollar,
Murat, durmakmış
gelinciklerin siyah beneklerinde,
Gamzelerden
merhaba almakmış bazan,
Bazan ağlamakmış
yüksek duvarlara,
Kanayan ayakları
saramamak,
Kuruyan dudakları
ıslayamamakmış.
Tefekkürmüş
gerçek, düş imiş yalan olan,
Allah’a uzanan
ellere yağan sabırmış,
Duyduğum acıymış,
secdeymiş, uykusuzlukmuş,
Sana kavuşmak
emeliymiş gençliğim...
Muzaffer EKER |