.......tıkandım
kaldım yine. Soluksuzluğu yokuşlarda yaşamanın zorluğunu, hep o yalnız
sedir ağacına anlata anlata...
Biçare, nice
fırtınalarda bile tek yaprağını kımıldatmadan, saatlere inat, dimağlara
nazire yaparcasına, bütün sabrıyla dinledi durdu beni karşısında.
Keşke sen, ey yaz kış demeden yeşil
kalabilmenin hikmetine mazhar olmuş, asil sedir ağacı. Şu yamaçlar yerine
öfkemin zirvelerinde vücut bulaydın da, deli fırtınalara gövdeni verip,
çılgın soğuklardan koruyabileydin beni.
Ya da hiç olmaya idin de, şu
benliğim tek düze kimsenin olmadığı gölgesiz yazılarda kendi kisvesi ile
devam edeydi yoluna...
Kim bilir, belki o zaman sohbetler
çaylı kahveli, şarkılı sözlü olurdu.
Gel de hayıflanma şimdi kavgayla
geçen günlere, neyin ve kimin kavgasını ettiğime. Ne kazanıp ne
kaybettiğime, gel de hayıflanma.
Neden, renkleri sonbahar
yaklaşırken keşfedebildim ?
Şimşeklerin çakmasında besteler
yapma fikri nereden aklıma düştü ?
O mor sabahlarda kalkıp, bülbül
şakımaları ile güllerin renk değiştirmelerine neden hayıflanıyorum ?
İbreler hep ağır konuştuysa korkma,
Uzunluklar öz söyler benliğimde,
Doruklarda yaşanan yalnızlığa inat,
Alçaklarda keşfedilen hep ihanet.
Mavi’nin asaletini Yeşil’in hüznünde
buldum,
Gözyaşında mutluluğu, gülüşlerde
yapmacığı yaşadım.
Romantizmi gitar tellerinde tadarken,
Gerçek yaşanır hep tan yeri atarken.
Nemli kadehlerde ortaya çıkan felsefe,
Uykusuz gecelerde başrolde vesvese,
Taze yapraklarda çiy tanesi şükür,
Yüreğimi titreten ney nağmesi tefekkür,
Ve ağır durgun sularda sükûnet,
Hicaz makamı ezanlarda ibadet.
Karıncanın kararlılığı verirken ibret,
Yolunu göremeyen körlere hayret.
Düğünler bayramlar seninle yaşanır,
Sensiz yaşanan her demde ömrüm aşınır.
Ve taze balalar tadılır, sevilir seninle,
Ve karmaşık denklemler çözülmez benimle.
Muzaffer EKER |