|
(1996
Akşam gazetesi
“ Yılın şiiri yarışması ” Türkiye üçüncüsü...)
Bu bir ozan
haykırışı,
Eylül
sarhoşluklarının susuz rüyalarını
Sessiz
fırtınalarla anlatırdı şafaklara yorumsuz,
Yorumsuz dalardı
bakışlar suskunluk nöbetlerinde.
Acıkırdım çiçek
aromalı vuslat şarkılarında,
Kavak yellerine
set çekerdi ıslak kirpiklerim,
Bir hoş yorgunluk
olurdu gözlerimde gamzelerin,
Uzak yıldızlarda
odaklaşırdı yokluğun,
Tutamazdım,
başıboş akar giderdi kor arzularım,
Hedefini
bilemediğim, asla bilemediğim kuytulara,
Sır olurdun sen,
karanlıklara özdeş.
Belliydi
karanlıklara hasreti nakışladığın,
Yıldızsız
semalarda kibrit çakmaktan korktuğun,
Ellerin kapılarda
tereddüt heceliyordu,
Ve gözlerinde
İkbal motifli çiy billurları,
Kristal goncalar
saçıyordu hasatsız yazılara.
Bu mevsimler hep
mi hasrete endeksli böyle ?
Kar tipilerinde
tropikal alizeler üfürür bazen damarlarımı,
Bazan
Ağustoslarda buzlu düğümlenmeler boğazımda,
Ölümcül
hırıltılara tempo tutar titrek ellerle,
Tutamam düş
kurgularının serap mavisi tüllerini,
Okuyamam sarkaç
ritminde uçuşan vuslat dileklerini.
Bir kuş uçumunda
ufukları aşar giderde türkülerim,
Duyuramaz
mezarlık boşluğunda bile sesini,
Aşamam inadına
yorgunluğuna şu zirveleri,
Bulamam tutacak
bir dal,
Uyumaya bir müjde
duyamam, sağır olur boşluklar.
Bir menekşe öksüz
solur baharları,
Sabah melteminde
günaydınsız oğuşturur dallarını,
Ve yağmurlara
tutsak eder beklentilerini,
Gökkuşağına
binmeye can atar da ta ezelden,
Her rengine ayrı
bir mani, dolunay akşamlarından,
Uçuramaz
tutkularını rüzgârsız yamaçlarda,
Korkular diz
boyunu aşmış patika kenarlarında,
Aşınan adım başı
ömür duraklarını,
Amaçsız seyreder
mat göz bebekleri ile.
Ve bilir, bilir
de bir bayrağı dumanlı burçlara,
Dikmek
gerektiğini bir başına,
Ve bir ikindi
öğünü hırsı ile,
Yenemez kendini,
aşamaz, yorgun menekşe.
Muzaffer EKER |