|
Dağlar koyağında
çiğdemler açarken, hani,
Hani, anasının üç
eteğinden tutan,
Kavruk yüzlü,
belli belirsiz gülen,
Bir bala, bir
şebnem gibi yaprak üstünde,
Işıl ışıldı ya
gözlerin bazı sabahlar ?
Şehrayin
sanırdım.
Ellerinde balonlu
çocuklar, kol kola sevdalar,
İkindi uzanırken
akşama, yemyeşil heveslerle,
Dolduruveren yeri
göğü masum çığlıkları ile,
“Sen” dedim,”ben”
dedim, güne yamaç bağlarda,
“Olamayız” zordur
duyguları kafeste tutmak,
Zordur geriye
bakmadan yürümek,
Şafaksız
gecelerin, yolu belirsiz yazılarında,
Bilinmez ki hangi
kıvrımında yuvarlanacağı,
Düşlerin, kâbus
dolu gecelerinde, firak korunun,
Görülmez ki
kırmızı yaprakları gelinciğin,
Duyulmaz ki
yağmurun yürekleri ıslatan sesi,
Olamazdı,
olamadı, kalkamadı üstümüze çöken,
Rengini
kaderimizden alan bulutlar,
Işıyamadı
yaprakları, bahçemizdeki taze fidanların,
Büyütemeden
kopardı fırtınalar filizleri,
Sessizce yol
alırken ıssız ummanda hani,
Kâğıttan yapıp
yürütmeye çalıştığımız,
Derme çatma
sandalımız, zamana sınır koymadan,
Mekâna duvar
çekmeden işlediğimiz,
Gül pembesi,
yarının vuslat rüyaları,
Her adımında
özlem ağıtlarının,
Bir daha, bir
daha sarsılmayı,
Bir daha
tökezlemeyi, düşmeyi,
Bulamadan tutacak
bir dal,
Uçuvermek,
kanatsız sükut ormanlarına,
Paramparça
olmasına üzülememek bile,
Özenle tutturulan
kristal ikbal motiflerinin.
Dağlar koyağında
çiğdemler açarken, hani,
Hani, anasının üç
eteğinden tutan,
Kavruk yüzlü,
belli belirsiz gülen,
Bir bala, bir
şebnem gibi yaprak üstünde,
Işıl ışıldı ya
gözlerin bazı sabahlar ?
Şehrayin
sanırdım.
Yolumu
gözleyenler var, vakit akşamı vurmadan,
Bir dilim ekmek,
bir tas çorba,
Bir sahnesi hayat
komedyasının,
Oynanıp duracak,
belli belirsiz,
Kaç mevsim
güllerin ayaza açması,
Tomurcukların
patlamadan kuruması gibi,
Avuçların boşa
kapanması gibi sürüp gidecek,
Rüzgâra kapılması
gibi avuntuların,
Yazılmadan
kapanması gibi defterlerin.
“Sen” dedim,”ben”
dedim, güne yamaç bağlarda,
“Olamayız” zordur
duyguları kafeste tutmak,
Zordur geriye
bakmadan yürümek,
Şafaksız
gecelerin, yolu belirsiz yazılarında,
Göçmen kuşlar
hazırlanıp güney sahillerine,
Yeşiller
yaşlanmaya başlamışken kuzey yamaçlarda,
Tane tane aklar,
çizgi çizgi kırışıklar,
Heves ederken
çoğalmaya, aldırmadan olana bitene.
Kaç yürek
yırtılması yaşadımsa her arayışta,
Kaç yutkunma
yırtmışsa yüreğimi,
Gene de
gamzelerin süs verdi dünyaya,
Ilık bir kış
gecesi yağan kar gibi,
Saflıkla özdeş
oluveren üşümem gibi,
Sokuluverir
koynuma hasret türküleri,
Okşar, sarar,
teselli eder, kadife buselerle,
Sarıverdiğinde
ıssızlık korkutmaz beni geceler,
Sarsar beni,
avutur nazarların, şakır duygularım,
Bir pınar ışıldar
gönül bahçemde,
Hayat sunar
billur kadehler içinde,
Bir fincanın
sapını kavrayan fallar,
Yollar görür,
duraklar, dikenler,
Duvarlar görür,
üstüne gün ışımayan,
Ama gene de,
Ilık bir kış
gecesi yağan kar gibi,
Sokuluverir
koynuma hasret türküleri gibi,
Okşar, sarar,
teselli eder kadife buseler.
Sanırsın şehrayin.
Ellerinde balon,
çocuklar, kol kola sevdalar,
İkindi uzanırken
akşama yemyeşil heveslerle,
Dolduruveren yeri
göğü masum çığlıklarıyla,
Deli fişek,
sorumsuz uçarı hevesleriyle,
Karşılıklı içilen
semaver çayı gibi,
Beraber yenen
yemek gibi yasaklar içinde,
Dalga geçer
gibiydi değil mi ? sahici dünya ile.
Dağlar koyağında
gene çiğdemler açacak İkbal !
Anasının üç
eteğinden tutan, hani o,
Belli belirsiz
gülen, kavruk yüzleriyle,
Balalar
büyüyecek, yayla yollarında,
Gene gözlerin
ışıyacak nice sabahlar,
Ve kamaşacak renk
cümbüşünden,
Şehrayin
sanacaksın.
Muzaffer EKER |