|
1-
Bir evin vardı
senin, göremedim
Artık kumaşlardan
dikili elbiselerle,
Sevip okşadığın
çocuksu hülyalarla,
Bebeklerin,
oyunların pamuk ellerinle,
Belki yer
yataklarında, belki somyalarda,
Gecelere sığmayan
nazlı uykularından,
Bir gün ışığı
huzmesi ile uyanırdın,
Sabah müjdelerini
karşılayan güzelliğinle.
Sesin bulutlarda
asılı bir gökkuşağı idi,
Yeşil tonunda
ismin hecelenirdi yağmurda,
Yıldızlı nazarlar
dans ederdi kirpik uçlarında,
Adın, arayışlarda
mutlu bir tecelli,
Sokaklar seni
seslerken, susardı soğuklar,
Akranların, bir
masal dinlerlerdi,
Bir şarkı
okunurdu ana kucağında sıcacık,
Sen kim bilir
hangi oyunun,
Hangi yorgun
bölümünde kahkahalarla,
Hayal şatolarında
mutlu prenses olurdun,
Sen çocuktun,
gelecek mevsimlere belenen.
II.
Bir evin vardı
senin, göremedim,
Renk ötelerinde
hayal dünyalarınla,
Kısa kesilmiş saç
tellerine,
El işlemesi
istikbal motifli oyuncaklar asılı,
Uyku öncesi ılık
rüyaların,
İfade bulurdu,
masum günlüğünün sayfalarında,
Belki tiplemeler
çizerdin karakalem,
Bir soru işareti
vücut bulurdu yalnızlarda,
Kim ?, Ne zaman ?
Nerede ? nasıl ?
Acısı, tatlısı,
tuzu, biberi, akşamı, sabahı,
Ev, ocak, çoluk
çocuk figürleri ile,
Bir mutluluk
tablosu çizmeye çalışır,
Sen uyurdun
hayallerin uyumazdı,
Deli taylara
eşlik ederdi yayla yollarında.
Ufukları yakına
çağırırdı gözlerin,
Ve ellerin kör
olurdu sırma iğnelerle,
Hayat şerbetini
mayalardın kristal kâselerde,
Gecelerden bir
gece ıslatmaya dudaklarını,
Kısalan yollar
için yürürdü ayakların,
Yorulmak
istemezdi pembe arzuların,
Sığmazdı çitle
çevrili bahçelere,
Kadife yastıklı
uykucuklara isyan ederdi gamzeler.
III.
Bir evin vardı,
masallarda anlatılan,
Yeşil muratlar
asılıydı kapılarında,
Her geçişinde
çıngıraklar ses verirdi,
Yarınların Nisan
yağmurlarını müjdelerdi,
Islanmaya hevesli
yüreğinle,
Kutlu
beraberliklere bayrak açmıştın bir yaz günü,
Zaman meyveye
duran bir ağaç heyecanında,
Toprak cemreye
uyanmanın sabırsızlığında,
Ay ışığı dans
eder, loş, kıvrımlı yollarda,
İkiz gölgelere
serenad fısıldardı durmadan,
Geride kalan
kurşunî uykular,
Alıp gitmişti,
pembe hülyaları beraberinde,
Sen yine sen
idin; renklerinle, gamzelerinle,
Akşamlar yine
aynı akşamlardı,
Gözler yine
karanlıklara özdeş,
Eller batan güne
kundaklar sarardı, gök renkli,
Canların
incelmişti orta yerinden, aynı günlerde,
Ve bir tesadüf
yakalanmıştı hasat ısınırken,
Dostça
paylaştığın sıcak gecelerde,
Bir diken batardı
parmağına yakandaki gülden,
Dost bir acı,
geleceğe mahküm,
Gizliden bir ağıt
tüterdi bu şehrin giriş sokaklarında,
Isınırdı göz
pınarların, susuz fidanlara,
Ve güne yamaç bir
sekide kurulan bir otağa,
Cemrelerle
beraber bir alay tekbir ile,
Camdan bir kâse
içinde, gül kurusu mezeler,
Bodur çam
ağaçları gölgesinde uyur durur.
Bayramdan bir
bayrama saniyelik vuslatlar,
Ses verir vadiden
akan sessiz dereciklere.
IV.
Bir evin olsun
ister misin, başka bir masalda ?
Sıcacık
gülücükler karışsın sokak aralarına,
Merak etsinler;
"Bu ne seyran ?"
"Ne bu mutluluk
tablosu, hangi mevsimden ?"
Dantel
işlemeli perdeler uçuştukça,
Nisan
sevdalarının sıcak yelinden,
Baktıkça birleşen
ellerin kıpırtısına,
Dost gözler, dost
gözyaşında buluşsun toylarda.
Kabarsın toprağın
çimleşen tohum heyecanında,
Kıpır kıpır yeni
serüvenler canlansın takvimlerde,
İsimler gizliden
ses versin, İkbal'e Meftun olmuş,
Akşamla sabah
arası her yüzyılda,
Nice masallar
yazılsın gamzeli düzlüklere,
Sen dinle, ben
dinleyeyim, canlar yaşasın.
Yumuşak her
ezginin candan davetine,
Ayak uydursun
bedenler, loş bir akşamda,
Uyusun kapılar,
dinlesin halılar, sussun kuşlar,
Sen sallan, ben
mest olayım, geceler uyusun,
Şafaklar ağıt
yaksın uykusuz her maceraya,
Bir ahid ocağı
tütsün bacasız dumanlarla göğe,
Uçuşsun göçmen
kuş kanatlarında sıcak rüyalara,
El ele bir türkü
tutturalım, kurak iklimlere,
Ve gözyaşına
saralım vuslat çiğdemlerini,
Ve gecenin
koynunda uyutalım hasret sancılarını,
Hoşça kal diyelim
dar patika yollarına,
Çakır
dikenlerine, kuru çalılara, ayazlara,
Merhaba diyelim
sabahların en mavisine,
Turkuaz
heyecanlarla......
Muzaffer EKER |